Haber, Yorum ve Fotoğraflar Mehmet Yüksel
Yağlıdereliler’in Amerika’ya gidiş öyküsünü dinledik ve sizler için kaleme aldık
Yağlıdereli Amerikalılar
Vahit Bektaş: “ Yağlıdere’den ilk gidenleri mektup vererek ben gönderdim ve 1974 Yılında’da da ben gittim
Yağlıdereliler’in Amerika macerası çeşitli gazetelerde haber ve yorum olarak yazıldı ve televizyonlarda haber konusu oldu. İlimiz için önemli bulduğumuz bu konuyu biz de sizler için araştırdık ve gazeteniz Yeni Giresun’un sayfalarına taşıdık.
Amerika’ya il gidenler arasında bulunan ve çifte pasaport sahibi olan Yağlıdereli Vahit Bektaş’la konuştuk. Yağlıderelilerin Amerika’ya nasıl ve hangi yolla gittiklerini birinci ağızdan öğrenmeye çalıştık. Biz sorduk, Vahit Bektaş yanıt verdi.
Efendim Vahit Bektaş kimdir?
Vahit Bektaş 1944 yılında Yağlıdere Hisarcık köyünde doğdu. İlkokulu Yağlıdere’de bitirdi ve 1954 yılında İstanbul’a gitti İstanbul’da çalıştıktan sonra tekrar Yağlıdere’ye döndüm. Askere gitmeden önce köyümüze Leftin isminde Rum geldi. Seferberlik yıllarında Gebe Kilise Köyü’nden bunları sürgün etmişler. Ancak Rumlar sürgün edilmeden önce baba annem ile Gebe Kilise Köyü’nden bir Rum kadını bacılık olduğu için oradan ayrılırken benim bu çocuğum çok küçük dağlarda ölür size emanet olarak bırakayım siz bunu büyütün demiş. Baba annem de küçük Leftin’i alarak büyütüyor. Leftin bizde yaşarken komşunun bir koyunu ölmüş. Dedem baba annem ve Leftin bir odada yatarken dedem baba anneme o koyunu atmayın Leftin’e yedirelim demiş. Çocukta uyanıkmış bu kelimeyi duymuş. Baba annem de dedeme bu Rum çocuğu ama, büyüyünce Müslüman mı, Rum mu olacak onu Allah bilir, ben kendi evlatlarıma yedirmediğim eti ona da yediremem demiş. Çocuk köyde bir gün dağda koyunları yayarken köyümüzden Halil isminde bir çocuk kendisine bıçak çekmiş ve Leftin oradan korkarak kaçıp dedeme sığınmış. Leftin 15 yaşlarına gelince ben annemi babamı görmeye gideceğim diyerek köyden ayrılmış. Annesini ve babasını sürüldüğü Rusya’da aramış ama bulamamış ve oradan Yunanistan’a geçmiş. Yunanistan da Leftin’e sen Türk bozmasısın diye takılıyorlarmış Leftin oradan vapura binerek Kanada’ya gitmiş ve orada 40 sene kalmış ve daha sonra Nevyork’a dönmüş. Ve bir gün ben Türkiye’ ye gideceğim ve Yağlıdere de Selma anamı göreceğim diyerek yola çıkmış. Köye ilk girdiğinde karşısında kendisine bıçak çeken sakallı Halil’i görmüş. Sen Halil değil misin? Bana bıçak çekmiştin demiş ve köylülere ben anamı görmeye geldim demiş. Ona anan öldü demişler oda olsun evini göreceğim diyerek bizim eve geldi. Ocakbaşına oturarak bu köşede anam oturuyordu diyerek ağladı. Ben de o zaman 15 yaşlarındaydım onu tanıma fırsatım oldu. Bizde birkaç gün kaldıktan sonra Amerika’ya döndü. Ama dönerken bana adres bıraktı. Eğer Amerika’ya gelen olursa ben gelenlere iş veririm dedi. O dönem ben 15 yaşlarında olduğum için gidemedim. Ama gitmek isteyen arkadaşlara mektup verdim ve onları gönderdim. Yağlıdere’den ilk olarak İzzet Yağlıdere, Mustafa Özdemir ve Hasan Yağlıdere gittiler ve daha sonra onlar da eş, dost ve arkadaşlarını götürdüler.
Amerika’ya ben 1974 yılında gittim. Benim gittiğimden Leftin’in haberi yoktu. Marlbora sigar fabrikasında işe başladım. Leftin’i davet ettik yanımıza geldi. Oradaki arkadaşları ona tanıttım size en yakın aileden, ananın torunu benim dedim. Beni kucakladı öptü ve bu gece ben seninle yatacağım dedi ve sağ kolu başımın altına koyarak sabaha kadar birlikte yattık.
Yani Yağlıdereliler’in Amerika’ya gitmesini önce rahmetli baba anneme ve dedeme ve daha sonra Leftin’e borçluyuz. Leftin bu işi başlattı ve ondan sonra bunun devamı geldi.
Onbin Türk var
Amerika da ne kadar Yağlıdereli olduğunu kesin bilmiyorum. Ama Amerika’da 10 binin üstünde Türk vardır. Buraya giden Türklerin de hepsi Yağlıdereliler’in sayesinde gitmişlerdir. Çünkü bu güne kadar herkes bir birini almıştır ve bu hale gelmiştir.
Yağlıdereliler vize alamıyor
Yağlıdereliler’e vize verilmediği doğrudur. Çünkü bu güne kadar Amerika’ya hattından fazla Yağlıdereli gelmiştir. Gelenler dönmediği için Amerikalılar artık ince eleyip sık dokumaya başlamışlardır. Onun için artık vize almak çok zorlaşmıştır.
Türkler hangi işlerde çalışıyorlar?
Amerika’ya gelen Türklerin büyük bir bölümü benzinlik ve restoranlarda çalışıyorlar. Son zamanlarda bazı fabrikalara girenler de oldu ama sayısı çok fazla değil. Amerika’da önce işçi olarak çalışanların çoğu çok güçlü iş adamı oldular. Tabi ki oradaki çalışma Giresun’daki gibi değil. Eğer Giresun gibi çalışsak orada aç kalırız. Ben şahsen 20 sene her gün 18 saat çalıştım. Önce bulaşıkçı olarak başladım ve sonra kendi iş yerim olarak restoran açtım ve hala devam ediyorum.
Gitmek isteyenlere ne tavsiye ediyorsunuz?
Amerika’ ya gelmek isteyenlere benim önerim şu anda hiç bu yola koyulmasınlar. Ben şahsen tavsiye etmiyorum. Kaçak gelirler perişan olurlar. Çünkü vatandaş olması ve vize alması çok zor. Kaçak çalışırlar ama ele geçerler çok sıkıntılar yaşarlar. Onun için hiç kimseye tavsiye etmem. Bu durumda onların da ekonomisi bozuldu. Şimdi çok araştırıyorlar. SSK kartı soruyorlar. Kiminle çalışacağını soruyorlar. Çünkü tek biz değil, oraya dünyanın her yerinden insanlar geliyor. Kısacası çok sıkı arıyorlar. Orada kalmanın en güvenli yolu evlenmeden geçiyor. Gerisi yalan.
Peki, teşekkür ederiz. Asıl bana bu fırsatı verdiğiniz ben teşekkür ederim.
www.giresunhaber.com adresinden alıntıdır.




